2021 Yılında Hayallerimiz Gerçek Olsun, Hayattan Ne İstiyoruz?

Yeni yılın bu ilk günlerinde haydi gelin hayatımızda bu zamana kadar neler istedik de oldu ya da olmadı diye bir göz gezdirelim.

Öncelikle biz insan olarak çocukluktan yetişkinliğe geçerken neleri unutuyoruz, kendimize dair nelerden vaz geçiyoruz… bunlara bir bakalım. Bebekliğimizde her zaman gülüyorken, büyürken gülen yüzümüzü neden üzgün ve somurtkan hale bürüyoruz?

Ana sebeplerden birisi yaş almaya devam ederken; bilincimiz dışarıya açık hale geçtikçe sahneye bizim dışımızda etkenlerin çıkmasıyla, maalesef içimizdeki derin ateş yavaş yavaş sönmeye başlamasına neden oluyor. 

Hayata bu dünya gezegeni için, bilincimizin sıfır konumunda başladığını kabul edersek; ilk bir kaç senemizi zaten hatırlayamıyoruz ve sonra bir şeyler olmaya başlıyor, büyüyoruz… Algılarımız açılıyor, yaşananları bünyemize çekmeye başlıyoruz. Çocuklar, içerisine doğdukları ailenin kalıplarını 0-6 yaş aralığında kıyaslama olmaksızın doğru kabul ederler ve hayatlarının sonraları için bunlar değiştirilmesi zor kişilik kodları olarak bünyesine yerleşirler. İşte tam da bu ilk kodlama tıpkı bir binanın temeli gibidir sevgili arkadaşım. Temelin kuvvetli olması, üzerine kat çıktıkça binanın sağlamlığını ortaya çıkaracaktır. Sonra okula gidiyoruz, öğretmenlerimiz bu kirişleri koymaya başlıyor. Arkadaşlarımız, komşularımız ve akrabalarımız kirişlerini koymaya başlıyorlar. Ortaokul dönemlerine geldiğimizde toplumsal kirişler gelmeye başlıyor, ama tam burada kırılma anları meydana geliyor. Artık birey kendi biyolojik döngüsünde başka bir evreye doğrudan ulaşmış oluyor. Bu sefer içerisinden gelen sesler de oluyor ve bina sağlam mı değil mi diye depremler yaratıyor. İşte tam burada kirişlerini sorguluyor insan ve belki cesareti varsa temelini sorguluyor. Her deprem sonrası kaosun gelmesi gibi bireyin iç ve dış dünyasında büyük çatışmalar başlıyor. Topluma göre birey sorunlu, bireye göre de toplumda büyük bir sorun var. Hangisi doğru? İşte bunun cevabını merak ediyorsan sana bir tek sorum var; mutlu musun?

Kabaca özetlemeye çalıştığım bu belli yaşam serüveni hemen hemen hepimiz için böyle geçiyor maalesef. İşte tam olarak bu yüzden yarınlarımıza ve çocuklarımıza , yarının ve belki de şimdinin önderleri çocuklara verilen eğitimin önemi hiç bir şekilde yadsınamaz oluyor. 

Bu yaşam savaşımız da önemli yeteneklerimizi kaybediyoruz sevgili dostum. Değerlerimiz üzerine, önemlerimiz üzerine, toplumsal değerleri ve önemleri koymuş olarak buluyoruz kendimizi ve aynı yöne doğru ilerlemek zorunda bırakılıyoruz. Elbet tüm değer ve önemlerimiz bizim onları yorumladığımız şekliyle doğrudur. Bunların hepsi üzerine de her zaman konuşuyor olacağız. 

Ama bir şey var ki hayatta unuttuğumuz ve hayatın bizi ıska geçmesine sebep olan,  HAYAL KURMAK... İşte bu karmaşada, hayatta kalma yaşamımızda en değerli en ışık değerimiz olan hayal kurmayı ihmal etmeye başlıyoruz. Çalışmayan kasların zamanla güçsüzleşmesi gibi, hayal kurma yeteneğimizi de günden güne kaybediyoruz. Hangimiz yoktur ki bir buluta baktığında şekiller görmesin… Büyüdüğümüzde başını göğe kaldırdığında bulutlardan şekil çıkaramaz oluyoruz. 

Ama bir sır daha vermek isterim sevgili arkadaşım. Kendine önder olarak belirlediğin, dünyayı değiştirmeyi başarmış tüm lider kişiler büyükken de o göğe baktığında zaferlerinin şeklini görüyorlardı. Her zaman başarılı olarak düşündüğümüz kişilerin biyografilerinde görünen odur ki zor bir süreç sonrası binlerce olmazlar sonrası cesaretle, inandığı yolda yürümesinin hikayesi vardır. Hiçbir şey kolay kazanılmaz ama bir o kadar da kolaydır aslında gerçekleri bilsek, inansak ve arzulasak. 

Hayal kurmak, çocuklukta kalmış bir şey olmaktan çıktığında bizi o istediğimiz hayata da kolayca ulaştıracak. Hayal kurmamıza en yardımcı organımız beynimizdir. Muazzam çalışan bir mekanizması olması yanında gün geçtikçe gelişen teknoloji ile sırları açığa çıkmakta ve hatta belli cihazlar ile görüntülenebilmektedir. Beyin üzerine yapılan araştırmalar, literatür bilgileri ve verileri için yazdığınız yorumların hepsini paylaşmak beni mutlu edecektir. Basit şekli ile beynimiz duyularımız ile aldığımız uyaranlar soncunda çeşitli kimyasallar üretilmesini ve uyarana karşı cevap verilmesinin sağlanması işlevinde ciddi bir rol oynuyor. Bu, şey gibi... Bir duyunuz ile stres altına girdiğinizi hissedin, duygusal bir stres veya gözleriniz ile gördüğünüz aleni bir stres olabilir. Örneğin bir vahşi hayvan ile karşı karşıyasınız gözleriniz bunu gördü, konuyu beyin algıladı ve ilgili organlara sinyal gitti ve kimyasallar üretilmeye başlandı. Adrenal hormonlar salgılandı ve stres altındaki birey savaş ya da kaçış moduna girdi ve aklımızın alamadığı hızda hızlı koşabilir hale geldi ve kaçıyor. Çünkü ölüm ile karşı karşıya olan beden, karşısında büyük bir tehdit algıladığında beyin bedeni korumak için diğer tüm hayati önem taşıyan sistemlerini minimum performansta çalışmaya alır ve tüm gücünü kollarına ve bacaklarına verir. Tehdit geçince tüm sistem normale döner ve her organa gerekli çalışma enerjisi verilir. Sistem tekrar dengelenir. Bu bir ceylanın aslanı gördüğündeki beyin işleyişi ile aynıdır. Ceylanın beyni aslan tehlikesi ortadan kalkınca sistemini dengeler. İnsanın beyni ceylandan farklı olarak, her an hayatta kalma çabası içinde ve her an şehirlerdeki stresten bedenini korumaya çalışır. Her an tehlike varmış gibi streste kalır ve stres halinde kullanılacak organlarına ağrılık verir.  Bağışıklık sistemi gibi hayati değer taşıyan sistemlerini baskılar. Stres konusunun genel olarak bedende nasıl tahribatlar yaptığı somutlaştırılarak anlaşılması gereken bir konu diye düşünüyorum. Bu da başka bir yazımızın konusu olsun. 

Bunun gibi yapılan araştırmalarda beynin ilgili kimyasalları salgılatması için illa da gözünün önünde maddeleşmiş olarak bir şeyin olmasına gerek olmadığını da göstermiştir. Hemen çok basit bir örnek yapalım. Aklınıza bir limon getirin; inanılmaz ekşi çok ekşi fazla ekşi sapsarı müthiş lezzette bir limon ve ağzınızın sulandığını, içinizin gıcıklandığını hissedeceksiniz. Yani limonu illa görmenize gerek yoktur. Bu harika bir detaydır. Bu demek oluyor ki beynimiz olay gerçek mi değil mi diye ayırt etmeden kimyasalı bedenimize yollatıyor. Yani beynimiz hayal kurduğumuzda bunun gerçek olup olmadığını bilmiyor. 

Beynimize köklü bir niyet ve güçlü bir duygu ile hayali verdiğimizde beynimiz tam bu istediğimiz yönde elektromanyetik dalgalar yaymaya başlar. Biz de yaşam potansiyellerimizden tam istediğimize gider yapışırız. İşte bilim bile böylesine kanıtlamışken biz hayal kurmaktan, o tam istediğimiz hayattan asla vazgeçmemeliyiz. Bugüne kadar hep olmasını istemediklerimize odaklandık ve pat diye karşımıza o tam istemediğimiz şey geldi.

Ben demiştim, ben biliyordum, çok şanssızım gibi cümleleri hep zaman zaman kurduk.

Bu sefer ben de diyorum ki, o istedikleriniz üzerine aynı istemedikleriniz de yaptığınız başarı gibi ,istek ve arzuyla gidin.

Sonra her şey çok değişecek ve dönüp hep birlikte diyeceğiz ki "ben demiştim". 

Artık koktuğumuz hayatlar üzerine değil; istediğimiz, mutlu, başarılı, barış içerisinde yaşayacağımız, doğamız ve birbirimiz ile dengede olacağımız hayatlar için düşünelim. 

Neşeyle, sevgiyle, merakla…

# YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazar Gaia fa - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak haberkipi.com Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan haberkipi.com hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.

Anadolu Ajansı (AA), İhlas Haber Ajansı (İHA), Demirören Haber Ajansı (DHA) tarafından servis edilen tüm haberler haberkipi.com editörlerinin hiçbir editöryel müdahalesi olmadan, ajans kanallarından geldiği şekliyle yayınlanmaktadır. Sitemize ajanslar üzerinden aktarılan haberlerin hukuki muhatabı haberkipi.com değil haberi geçen ajanstır.



Ankara Markaları

haberkipi.com, Ankara ile özdeşleşen markaları ağırlıyor.

+90 (312) 336 17 56
Reklam bilgi

Anket Koronavirüs aşısı yaptıracak mısınız?